Acı burnun akmasına neden oluyor
Acı yediğimizde burnumuzun neden aktığını hiç düşündünüz mü? Bunun sebebi acı, baharatlı ya da keskin kokulu yiyeceklerin mukus salgısının incelmesine ve kolayca akar hale gelmesine sebep olmalarıdır.
Bu tür yiyeceklerin bu sayede ciğerlerin ve solunum yollarının temizlenmesine yardımcı olduğu biliniyor. Acı bir şey yediğimizde gözlerimiz yaşarır ve burnumuz akmaya başlar. Aslında eşzamanlı olarak aynı şey akciğerlerimizde de olur.
Acı yiyeceklerin özofagus yani yemek borusundaki ve midedeki sinir uçlarını uyararak vücudumuzun bu tip tepkiler vermesine yol açtığı düşünülüyor.
Kimi araştırmacıların çalışmaları, acı yiyeceklerin içinde bulunan Maddelerin, solunumla ilgili hastalıklarda kullanılan ilaçlardaki maddelerle çok benzeştiğini ortaya koymuş. Bunlara ek olarak mukus salgısını bu şekilde hareketlendiren maddelere “mukokinetik’ dendiğini belirtmekte fayda var.
Kırmızı biber bu tip maddelerin en iyi örneği. Sarımsağın ve soğanın ise mukus temizleyici özelliği var.
Zayıflamak

Beer Sheva Üniversitesinden bilim adamları, 140 hasta üzerinde iki yıl süren araştırmalarında, beynin başlıca arteri olan şahdamarında kolesterol birikmesinin gelişimini üç boyutlu ekografi tekniğiyle izlediler.
Araştırmanın sorumlusu Doktor İris Shai, ilk kez gözle görülür biçimde, aşırıya kaçmayan bir beslenme rejiminin sadece kolesterol birikimini engellemekle kalmayıp, aynı zamanda, arterlerin hacmini ve kan basıncını azalttığını tespit ettiklerini söyledi.
Shai, “Hastalar yeniden kilo alsalar bile uzun dönemli bir beslenme rejimi, damarların iç çeperleri üzerinde lipid (kolesterol) birikmesini beraberinde getiren damar sertliği şekli olan ateroskleroz ile mücadelede etkili oluyor” dedi.
Hayvansal yağlar açısında zayıf akdeniz mutfağı temelinde bir zayıflama tedavisi uygulanan hastalar üzerinde yapılan araştırmanın sonuçları, Amerikan tıp dergisi Circulation’un son sayısında yayımlandı. Ateroskleroz, beyin kanaması ve enfarktüste önemli bir risk faktörü olarak görülüyor.
Sivilcelerden nasıl kurtulunabilir
Yılbaşına haftalar kala cildinize uygulayacağınız küçük bakımlarla hazırlanmaya başlayın. Sivilcelerden muzdaripseniz, vereceğimiz birkaç küçük sır sayesinde savaşı siz kazanacaksınız.
Sivilce üzerine uygulanacak ilaçlar
Şiddetli akne için üretilmiş (A vitamini türevleri olan) birçok ilaç vardır ve bu ilaçlar sadece reçeteyle satılmaktadır. Eğer sizin de şiddetli akneleriniz varsa mutlaka bir cilt doktoruna görünmelisiniz. Bununla birlikte normal seyirde çıkan sivilceler için %2 salisilik asit içeren kurutucu losyonları denemelisiniz. Daha doğal ilaçlar için içlerinde çay ağacı ya da maydanoz olan ürünleri tercih edebilirsiniz.
Henüz çıkmadan yok edin
Yüzünüzde çıkmak üzere olan bir sivilce fark ederseniz, hemen ince bir kumaş ya da kağıt havlunun içine sardığınız buz küplerini o bölgeye bastırın. Aralıklarla 15 dakika uygulayın. Veya biraz kil maskesi alarak, tam o bölgenin üzerine sürün ve 30 dakika ya da gece boyunca bekletin.
Siyah nokta avcıları
Siyah noktalarınızı sakın sıkmaya kalkmayın, yoksa iz kalabilir. Bu işi dermatolog veya güzellik uzmanlarına yaptırabilir ya da siyah noktalar için üretilmiş ürünleri deneyebilirsiniz! Çünkü siyah noktalar, eğer çok derinde değillerse, bu ürünlerle rahatlıkla temizlenebilirler.
Büyümüş gözenekler
Soğuk yoğurdu yüzünüze uygulayarak 10 dakika bekletin ve sonra da ılık suyla durulayın. Yüzünüzü canlandıracak, fazla yağı ve bakteriyi alacak ve gözeneklerinizin daha sıkı görünmesini sağlayacaktır.
Kara lekeler
Sivilceler geçtikten sonra arkalarında bıraktıkları kara lekeler o kadar da kolay kaybolmayabilir. Bu sorun için bazı markaların çıkarttığı akne sonrası ürünleri deneyebilirsiniz.
Şizofren Nedir?
Şizofreni kişilik bölünmesi, zayıf kişilikli olma, zeka geriliği veya tembellik değildir. Önemli ruhsal hastalıklarından birisidir. Hastalarda genelde gerçekle hayal dünyasını ayırt edememe, mantıksal düşünme yeteneği kaybı, normal duygusal tepkiler verememe ve toplumsal kurallara uyamama görülür.Aynı zamanda hatırlama ve normal konu?ma yeteneği genelde kaybolur. Diğer bedensel ve ruhsal hastalıklarda olduğu gibi organik nedenleri vardır.Bu gün şizofreninin ortaya çıkışında rol oynayan dopamin ve seroton
in sistemi gibi beyinde yer alan taşıyıcı (nörotransmitter) sistemlerin rol oynadığı araştırmalarla gösterilmektedir. Toplumda %1 oranında şizofreni görülmektedir. Sıklıkla 15-25 yaşları arasında ortaya çıkmaktadır. şizorfeni hastalığı 12 yaşından önce ve 40 yaşından sonra görülmesi enderdir. Günümüzde kullanılan ilaçlar belirtileri büyük oranda kontrol altına alabilmekte ancak bazı semptomlar çoğu hastada yaşam boyu sürmektedir. Bu hastalığı tümüyle atlatan hasta sayısı tüm hastaların ancak 1/5’idir. Bazı hastalar sadece bir defa atak geçirmekte, bazı hastalarda ara dönemleri normal olan ve tekrarlayan ataklar olmakta, bazı hastalarda ise belirtilerde artma ve azalma ile giden ancak hiçbir zaman normale dönmeyen bir seyir görülebilmektedir. İlaç kullanımı ile çoğu belirti kontrol altına alınabilmektedir, buna karşın bazı hastalar halen var olan ilaç tedavilerinden faydalanamamakta, ekonomik nedenlerle ilaçları temin edememekte veya ilaç yan etkileri nedeni ile tedaviye devam etmek istememektedir.
Alerji Nedir ?
Alerji vücudun herhangi bir maddeye karşı gösterdiği kötü (ters) tepkiyi ifade etmek üzere kullanılan bir terimdir. Alerjiye sebep olan çoğu şey aslında vücuda zararlı değildir ve alerjisi olmayan insanlar üzerinde herhangi bir ters etki göstermez. Alerjik tepkimeyi tetikleyen maddelere alerjen (alerjik madde) denir. Sayısız alerjik madde türü vardır; bunlardan en yaygın olanları; polenler, ev toz akarları ve kuruyemişlerdir. Penisilin gibi bazı tedavi amaçlı ilaçlar da alerjik tepkimeye sebeb olabilir. Bu ilaçlar protein içermezler fakat vücuttaki protein ile bir araya geldiklerinde tepkimeye neden olabilirler. Alerjik maddeyle temas edildiği an vücut risk altındadır. Temas, cilt, akciğerin koruyucu iç yüzeyi, ağız, boğaz, mide veya bağırsak yoluyla vucuda
alerjik madde girişi gerçelleşebilir. Alerjik reaksiyonlar bir dizi semptoma sebebiyet verebilir.Genelde alerjik rahatsızlıklar ılımlı bir şekilde atlatılır, bu alerjik tepkimeler çok az rastlansa da ölümle sonuçlanabilir. Alerji Belirtileri Nelerdir? Aksırma, öksürme, hırıltılı soluma, isilik, şişlik, kaşıntı (göz,kulak,boğaz,damak,dudak), nefes darlığı, bulantı, kusma, sinüs ağrısı (burnun yukarı kısmında, göz çevresinde ve kafatasının ön tarafında ağrı veya baskı hissedilmesi) gibi semptomlar alerji belirtisi rahatsızlıklardır. Alerjinin Nedenleri Nelerdir? Ot, çiçek ve ağaç polenleri, çevremizde karşılaştığımız tozlar, evcil hayvanların tüy ve derileri, küf veya mantar sporları, arı veya böcek sokmaları, bazı ilaçlar, günlük tükettiğimiz bazı gıdalar (yumurta, süt, soya, meyve, deniz ürünleri ve kuruyemişler) gibi bazı maddeler en yaygın olan alerjenlerdendir. Bunların haricinde binlerce alerjik madde mevcuttur ama bunlar en sık rastlananlardır. Alerjiden Korunma Yöntemleri Nelerdir? Alerjen maddelerden tamamen korunmak mümkün değildir.Çünkü bu maddeler nefes almak gibi zorunlu hayatsal faliyetlerimiz yoluyla kolaylıkla bulaşabilirler.Zaten havada uçuşan ve gözle görülemeyen mikroskopik maddelerdir.Alerjilere karşı alınabilecek başlıca önlem çevresel temizlike önem vermektir.Alerjenlere karşı verilen tepkiler kişiden kişiye değiştiği için herhangi bir perhiz vermek doğru değildir.En doğru hareket kişinin kendisinde alerjik belirtilerden herhangi birini gördüğünde hemen bir uzmana başvurmaktır.
Ağız ve Diş Sağlığı
Ağız, sindirim sisteminin başlangıcıdır. Bütün besinler ağız yoluyla alınır. Alınan besinler ağızda bulunan dişler yardımıyla sindirime hazırlanır. Bu nedenle dış ortamla ilişkili olan ağız ve dişlerimizin sağlıklı olması oldukça önemlidir. Ağız ve dişlerin sağlığı için öncelikle bu bölgelerin temizliğine önem vermeliyiz. Ağzımızın sağlığı için aşırı sıcak gıdalara dikkat ederek ağız içi dokuların yanmasını önlemeliyiz. Yine yemeklerden sonra ağız içi suyla yıkanarak buralardaki kokuşmaya neden olan besin artıkları temizlenmelidir. Ağız içinde yaralar oluştuğu zaman hekime gösterilerek, tedavi ettirilmelidir. Aynı şekilde dişlerin sağlığı için düzenli olarak dişler, fırçalanarak temizlenmelidir. Besin artıklarını diş aralarında kalarak çürümeye neden olması önemlidir. Ağız kokularının ve bir çok rahatsızlığın diş çürüklerinden kaynaklandığı unutulmayarak, temizliğe önem verilmelidir. Ağız ve dişlerin sağlıklı olması hoş bir görünüm vererek kişinin konuşma, gülme gibi durumlarda rahat hareket etmesine yardımcı olur. Diş çürüğünden dolayı ağzı kokan kişinin çevresini rahatsız etmesi sıkıntılı durum oluşturur. Kısaca ağız sağlığı, diş sağlığı ile yakından ilgilidir. Diş Çürümesi Yapılan araştırmalar sonucunda çocukların çoğunda diş çürüğüne rastlanmıştır. Diş çürümesine ağızdaki bakteriler neden olur. Bakterilerin yanında diş çürümesine neden olan diğer öğeler, diş aralarında kalan besin artıkları ile duyarlı bir diş yüzeyidir. Dişlerin çürümesine neden olan besinler özellikle karbonhidratlı diğer bir ifadeyle şekerli yiyeceklerdir. Diş çürümesinin önemli nedenlerinden birisi de sudaki flüor eksikliğidir. Flüor diş minesinin direncini arttırarak, çürümeyi önler. Bu nedenle sularda flüor eksikliği varsa sağlık kuruluşlarından gerekli yardım alınmalıdır. Flüor fazlalığı ise dişlerde sararmaya neden olur. Dişlerimizin düzenli olarak fırçalanıp temizlenmemesi durumunda diş aralarında kalan besin artıkları bakteriler tarafından parçalanır. Par
çalanan besinler, bakteriler ve salgılardan ´diş plağı´ denilen birikintiler oluşur. Besin maddelerini bakteriler tarafından parçalanmasıyla oluşan asitler dişin minesini ve kemiğini oyar. Dişte oluşan bu oyuğa KAVİTE denir. Dişte oluşan bu oyuklar zamanla giderek büyür ve derinleşir. Böylece zamanla dişin sert kısmı olan mine tabakası delindikten sonra daha kolay oyulan yumuşak dokuya ulaşılır. Dişteki oyulma devam ederek, diş özüne ulaşır. Dişteki çürümenin diş özüne ulaşmasıyla diş ağrıları oluşmaya başlar. Diş ağrısının olmadığı durumlar diş sağlığının yerinde olduğunu göstermez. Bakterilerin diş özüne ulaşmasından sonra burada iltihaplanma meydana gelir. Buna APSE denir. Çürük diş özüne ulaştıktan ve özellikle de apse oluştuktan sonra dişin tedavi edilme şansı artık kalamamıştır. Dişlerin çürümesi hem süt dişlerinde hem de kalıcı dişlerde meydana gelebilir. Dişlerin çürüme nedenlerini kısaca aşağıdaki gibi sıralayabiliriz; • Büyüme ve gelişme dönemlerinde kalsiyum, fosfor ve flüor bakımından yetersiz besinlerin alınması, • Şekerli besinlerin aşırı tüketilmesi, • Dişlerin fırçalanmaması • Yumuşak besinlerle beslenilmesi • Sık sık gebe kalınması • Erken bebeklik dönemlerine yüksek ateş oluşması • Yanlış ve hatalı ilaç kullanılması diş çürümesine neden olan etmenlerdir. Ağız açık durumda uyumak da dişler içi zararlı olabilir. Diş çürüklerinde erken tanı ve tedavi hem sağlık hem de sosyal ve ekonomik yönden büyük önem taşır. Diş çürükleri daha ilk aşamada tespit edilip, tedavisi yapılırsa diş kurtarılır. İlk aşamada tedavi için yapılan harcamalar daha azdır. Ayrıca sağlık personelinin zaman kaybı da en azdır. Çürüğün ilerleyen aşamasında yapılan harcama ve emek artar. Diş tedavisinde kullanılan araç ve malzemelerin döviz ödenerek ithal edildiği düşünülürse ülkemiz ekonomisi açısından ne derece önemli olduğu daha iyi anlaşılır. Kısaca belirtecek olursak çürüğün erken teşhis edilmesi dişin kurtarılmasının yanında ekonomik yönden de büyük yararlar sağlar. DİŞ ETİ HASTALIKLARI Dişeti: Dişi saran pembe, sert kıvamlı dokudur. Dişetlerinin sağlığına yeterince özen gösterilmezse dişeti hastalanır, ağrır ve hatta diş kayıplarına neden olabilir. Dişetlerinin sağlığına yeterince özen gösterilmezse, ilk olarak dişeti iltihabı yani gingivit oluşur. Gingivitli dişeti, yumuşak bakteri plağından dolayı iltihaplanır. Bu dönemde kanamaya başlarlar. Eğer plak temizlenmezse, sertleşir ve tartara (diş taşı) dönüşür. Gingivit, uygun ev bakımı ve diş hekimi tarafından yapılan düzenli tedavi ile iyileşir ve kemik kaybı önlenir. Gingivitin ileri haline periodonti denir. Periodontide, yumuşak dokular şişer, lifler kopar, doku dişten ayrılır ve kemik erimeye başlar. Periodontide, kemik ve çevre dokularda ciddi harabiyet oluşur. Tedavi edilmezse dişler sallanır ve sonuç olarak düşerler. Dişeti iltihaplarının genel olarak nedenleri: •Sürekli ve uygun olmayan kürdan kullanılması •C vitamini yetersizliği •Sivri ve sert cisimlerle diş aralarının karıştırılması •Vücuttaki kan, şeker, böbrek hastalıkları gibi sistemik hastalıkların olması ve zamanında tedavi edilmemesidir. Diş Çürüğü ve Dişeti Hastalıklarının Genel Vücut Yapısıyla İlişkisi Diş çürüğü ve dişeti hastalıklarının sadece ağzı değil, bütün vücudu etkiler. Ağızdaki rahatsızlıklardan biri de ağız kokusudur. Sebepleri, dişeti hastalıkları, diş çürüğü, solunum ve sindirim sistemi hastalıklar, sinüzit . vb. hastalıklardır. Ağız kokusu, insanın sosyal olmasını engeller, insan ilişkilerini yürütememesine ve insan çevresinden uzak durmaya iter. Diş çürüğü ve dişeti hastalıkları, bölgesel ve bedensel hastalıklara neden olur. Ağızdaki çürük, kan yoluyla bütün vücuda (kalp, böbrekler, eklemler, sindirim sistemi. ) yayılabilir ve hastalıklara yol açabilir. Bunların tedavisi de hem maddi hem de manevi yönden kayıplara yol açar. Bu yüzden, hiç bir zaman ağız ve diş sağlığının aksatılmaması, her zaman iyi bakım yapılması gereklidir.
Romatizma Nedir ?
Vücudumuzun hareket etmesini sağlayan kaslar, kemikler, eklemler ve bu yapıları birleştiren bağlarda ön planda ağrı ve hareket kısıtlılığına bazen de şişlik ve şekil bozukluğuna neden olan hastalıklara genel olarak romatizma adı verilmektedir. Romatizma tek bir hastalık değildir. 200´e yakın hastalık bu sınıfa girer.İltihaplı romatizmalar (Romatoid artrit, Still Hastalığı, Sistemik Lupus Eritematozis, Skleroderma, Polimiyozit, Dermatomyozit, Behçet hastalığı ve diğer vaskülitler, Spondilitle birlikte olan artritler) Kuru romatizmalar (Dejeneratif eklem hastalığı), Mikrobik ajanlara bağlı olanlar, Metabololik ve endokrin hastalıklara bağlı olanlar, Tümörlerle beraber olan romatizmal hastalıklar, Sinir sistemi hastalıkları, Eklem dışı romatizmalar(yumuşak doku romatizmaları) ve sınıflandırılamayanlar. Eklem romatizmaları; osteoartrit (kireçlenme), romatoid artrit(iltihaplı eklem romatizması), yumuşak doku romatizmaları (fibromiyalji, MAS, bel sırt ve boyun ağrısı ) bunlar arasında en sık görülenleridir. Kalıtsal özellikler (genetik yatkınlık) bazılarında önem taşır. Romatizmal hastalıklar genel olarak kadınlarda daha sık görülmekte ve yaş ilerledikçe sıklığı artmaktadır. Bununla birlikte erkeklerde daha sık görülen (gut, ankilozan spondilit) ya da ön planda gençlerde görülen (sistemik lupus eritematozus, an
kilozan spondilit) hastalıklar da vardır. Romatizmal hastalıklar çocukluk çağında da görülebilir. Romatolojik hastanın en sık yakınmaları ağrı, halsizlik, yorgunluk ve tutukluktur. Bu ağrı eklem veya eklem dışında olabilir. Hastalıklı eklemde ağrı uzun süren hareketsizliği izleyen devrelerde daha belirgin olarak hissedilir. Bu bakımdan sabahları hastalar eklemlerini çok zorlukla hareket ettirirler. Sabah sertliği de denen bu olayın süresi hastalığın tanısında çok önemlidir. 15 dakikadan az süren sabah sertliği normal insanlarda da özellikle ileri yaşlarda görülebilir. Eklemde olduğu zaman iltihap belirtileri ile beraberdir( şişme, kızarıklık gibi) (artrit), veya sadece ağrı vardır (artralji). Uzun süren artritler eklemlerde şekil bozukluğuna ve eklemin hiç hareket edememesine yol açabilirler. Eklemlerin yapısının, özellikle kıkırdağın bozulması (dejenerasyon) ile seyreden ve halk arasında kireçlenme olarak da adlandırılan osteoartrit (artroz) en sık görülen eklem hastalığıdır. En çok diz ve kalça eklemlerini etkiler, çok sayıda eklemi tutması nadirdir. Genellikle kırk yaşından sonra görülür. Bu hastalıkta ağrı genellikle hareket sonrasında ortaya çıkar, sabah yoktur. Bir çok hasta kendini kuru ve sıcak günlerde daha iyi, soğuk ve rutubetli günlerde daha kötü hisseder. Bazı iltihaplı romatizmal hastalıklar kas-iskelet sistemi dışında derimizi (kızarıklık, döküntü), iç organlarımızı (akciğer, böbrek, beyin vb.) etkileyebilir. Romatizmal hastalıklarla beraber olabilen eklem dışı şikayetler ise şunlardır: Zayıflama, iştah kaybı, ateş, göz yakınması(kırmızılık, kaşınma, bulanık görme), karın ağrısı, ishal (özellikle kanlı), yan ağrısı, göğüs ağrısı, saç dökülmesi, güneş ışığına aşırı duyarlılık, deri döküntüsü, kuru ağız ve göz, ağız içi yara ve aft, bel ve sırt ağrısı, topuk ağrısı olabilir. Eklemlerde bulunan zarın (sinovya) ve daha sonra eklemin iltihaplanmasının ön planda görüldüğü romatoid artrit yıllar içinde eklemlerin tahrip olmasına yol açabilen, sık görülen, müzmin bir hastalıktır. Çok sayıda eklemde iltihap görülür. Tüm vücudu etkileyen (sistemik) ve iç organları da tutabilen bir hastalıktır. Erken teşhis edilmesi ve uzun süre ilaçlarla tedavi edilmesi gerekmektedir. Omurga ve leğen kemiği eklemlerini tutan müzmin romatizma hastalığı ise ankilozan spondilit adını alır. Genç erkeklerde daha sık görülür. Tedavi edilmemesi omurga hareketlerinde kısıtlanmaya yol açabilir. Romatizmal hastalıklar vücudun her bölümündeki eklem kas damar ve sinir dokularını tutabilir. Baş, boyun, sırt, bel ve diğer eklemlerin ağrı ve tutukluklarının da kökeninde büyük bir olasılıkla önemli bir romatizma başlangıcı vardır.



